(Almasını bilirsen herkesten alınacak ders vardır.)
Geçen haftanın dersini minicik bir müzisyen olan Eylül Esme Bölücek verdi;
Eylül Esme Bölücek 11 yaşında bir piyanist. 5 yaşından itibaren piyano çalıyor. Klasik müzik otoriteleri onu geleceğin İdil Biret’i ve Fazıl Say’ı olarak görüyorlar. Piyano yeteneği kadar duruşuyla da dikkat çekiyor. Öyle olunca da Ankaralı oluşu kimseyi şaşırtmamalı. Minik piyanisti sahne heyecanlandırıyormuş, “Ama ilk notamı bastığım anda heyecanım gider. Seyirciyle aramda bir kalkan oluşur, hiçbir ses duymam. Sadece piyanom ve ben varımdır” diyor. Bu sözleri okuyunca gerçek sanatçıyla, sanatçı olmayanın ayrımını veriyor minik Eylül Esme. Sanatçı icra ederken kendisi ve sanatı dışındaki her şeyden soyutlanır, sanatçı olmayan ise seyirci için icra eder. Bence. Biri kendisiyle iletişim kurar, diğeri tribünlere oynar. Eylül Esme “Konserde hata önemli değil. Hata yapmadan sahne insanı olamazsınız. Seyirci şunu sever, bunu sevmez diye yaşayamazsınız. Ben seyirci için değil, kendim için çalıyorum.” O daha 11 yaşında ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Birini örnek almıyorum, biriyle değil kendimle yarışıyorum.” Dahası Eylül Esme, ünlü olmaktan ziyade iyi piyanist olmak istiyor! Tribünlere oynamak yerine kendini gerçekleştirmenin gerçek başarı olduğunun daha 11 yaşındayken farkında, çoğumuz bu gerçeği hiç fark etmeden ömrü tüketiyorken…
16.01.2012
